Dünyanın sonunu kolay yoldan para kazanma hırsı getirecek cümlesini nerede okuduğumu net hatırlamıyorum ama bana çok saçma gelmişti. Yani halihazırda ciddi bir küresel ısınma tehdidi varken, güneş enerjisine yatırım yapmakta olan insanlık öte yandan güneşin ne zaman öleceğini hesap ederken; üstelik yıkıcı depremlerin, dev tsunamilerin, orman yangınlarının, dengesiz mevsimlerin, yağınca büyük sel felaketlerine yağmayınca kuraklığa neden olan karaktersiz yağmurların çağı için. Ancak yaşam bana giderek sertleşen bir ifadeyle gösteriyor ki, suçu bir takım doğa olaylarına atmak yerine kendimizde aramak daha mantıklı bir tercih olabilir. Bu hepimizin bildiği ancak hiçbirimizin riayet etmediği gerçeğin internete yansıyan şekli son günlerde beni delirtiyor. Yemek artıklarını kedi ya da köpeklere veririz ya, bazı insanların da sırf oksijen, su, sebze ve meyve gibi yeryüzü nimetleri ziyan olmasın, arz-talep dengesi kurulabilsin diye dünyaya gönderildiklerine inanıyorum. Hatta koalaların bile tabiata daha faydalı olduğunu söyleyebilirim. Çünkü onlar hiç değilse tek görevleri olan madde alışverişini kendi köşelerinde sessiz sakin yerine getiriyor. Oysa bu insan zararlıları, doğa ve insan yapımı işleyişlere destek olamadığı gibi bir de köstek olma küstahlığında bulunuyor. Bir de utanmadan bunun adına SEO diyorlar. Kulvarımız blogküre olduğu için yazıyı öyle devam ettireceğim ama bu insanların, mesela tribüne girdiklerinde futbol zararlısı, okula girdiklerinde kampüs zararlısı, sinemaya girdiklerinde film zararlısı, vs. olduklarından eminim.
Adam hayatını blogtan para kazanmaya adamış, sürekli Google'da nasıl daha yukarılara çıkabilirim diye kafa yoruyor. Tek derdi Adsense kutularını nereye koysa daha çok tıklanacağı. Hatta bu yüzden, sözkonusu ziyaretçiyi kendisine kazandıran kopya içeriği en dip köşelere atarak her tarafı bu kutularla dolduruyor. Oysa siz, kendi halinde gri hücreler üreten, küçük takipçi kitlenizle beyin fırtınası yapan sıradan insanlarsınız! Kötü bir şey olmadığı halde içeriğinizden para kazanmak gibi bir hırsınız da yok. İşte sizin gibi bir ton blogger'ı soymakta olan bu insanlar şu an blogküreye hakim. Blograzzi'yi açın bakın 3000 küsür blogun yarısından fazlası bu sözünü ettiğim bloglardan oluşuyor. Hatırlayanlar bilir; bir zamanların .cjb.net'i isim değiştirip .blogspot.com olarak geri döndü. Diğer blog servislerinde durum daha da vahim. Tüm bunlar sizi rahatsız etmiyor olabilir. Ama içerik üretiyorsanız ve tam da ürettiğiniz içeriği arayan biri bizzat sizin içeriğinize, yine sizin sitenizden evvel bir başkasının sitesinde ulaşıyorsa, bu sizi rahatsız etmeli. Sonuçta aklınıza bir espri geldiyse bunu siz yapmak istersiniz.
2 türü de temsil eden blogger'ların en belirgin ortak özellikleri de şöyle: Şimdi burada linklerini verip Pagerank değerlerini arttırmak istemiyorum (bkz: Adını verip rencide etmek istememek) genelde adresleri kendi isimlerinde olur, çünkü internet geçmişleri kendileriyle özdeşleşmiş bir nick barındırmayacak kadar kısadır (Romantik Serseri tarzı nick'leri atladım tabi). 2005 yılındaki blog patlamasıyla bu sektöre katılanlar (ki zaten bunlar 1. nesil oluyor) şimdilerde harikulade Alexa ve Pagerank değerlerine sahiptir, arama motorlarında hep üst sıralarda yer alırlar. Diğerleri ise 2007'de türemiştir, genelde ilk neslin takipçilerinden oluşur. Körler sağırlar birbirlerine ağırlar. Ne derece önem taşır bilemem ancak çok dikkat ettiğim bir diğer husus, bu blogları kızların takip etmiyor olması. Mühendislik fakültesi mübarek. Hemen hemen hepsi ForumTR tarzı komünlerden çıkmadır. Teraziye tıklarsanız devamı gelir veya 1000 kişi bakmış kimse yorum yazmamış yazıklar olsun ekolünün blogküredeki temsilcileridir. Link değişimi dediğin zaman gözleri parlar, aşağı yukarı gördükleri her siteye link değişimi teklif ederler. Subdomain'leri meşhurdur, her büyük site için birer subdomain açarlar. Youtube en bilinen subdomain'lerin başında gelir (youtube.domain.com gibi). Her Forward mail mutlaka bloglarında işlenmiştir ve ne hikmetse hepsinin saçları jölelidir!Etiketler: Blog, Blogal, Icerik-Hirsizligi, internet, Problogger, Utanc-Duvari
Wordpress sansürü üzerinden 2 hafta geçmesine rağmen kimseden ses seda çıkmıyor. Bu nasıl bir şey biliyor musunuz, sokakta herkesin gözü önünde dövülen kadın haberleri gibi. Hepimiz lanetle izliyoruz, hatta belki daha fazla dayanamayıp kanalı değiştiriyoruz. O kadar. En son taşlanarak öldürülen ayı haberinde ben öyle yapmıştım. Hayvanları bu kadar seviyor olmama rağmen herhangi bir hayvanları koruma örgütüne dahil miyim, değilim. İyi niyet maalesef yeterli olmuyor. Bir şeyler yapmalı. Blog Kazanı'nda okuduğuma göre Teknoseyir'den Hasan bizler gibi boş durmamış ve İstanbul Barosu'na başvurmuş. Aldığı bilgilere göre tek yapabileceğimiz Türk Telekom'a başvurmak. Adnan Oktar'la ilgili tek bir blog yüzünden aynı servisi kullanan birbiriyle alakasız binlerce internet sitesinin sansürüne karşı lütfen sessiz kalmayalım ve aşağıdaki metni btm_tuketici_sikayet@tk.gov.tr adresine gönderelim. Unutmayın, böyle giderse aynı şey başta Blogger olmak üzere sizin de kullanıyor olduğunuz diğer çoklu kullanıcılı servislerin de başına gelecek. Ya blogunuz elinizden alınacak ya da etrafta okuyacak blog dahi bulamayacaksınız. Yasalar dahilinde tepkinizi ortaya koymak için, haydi..Etiketler: Blog, Blogal, Dava, internet, Protesto, Sansur, Wordpress
Etiketler: Blogal, Fake, Google, internet, Pagerank, Sahte, SEO, Webmaster
Web 2.0 blogu dediğin böyle olur. İçlerinden en çok bunu beğendim ve eğer Tekmetokat'ta kendi tasarımımı kullanmıyor olsaydım hiç düşünmeden bu şablonu kapardım. Açık ve yumuşak renkler insanı sayfaya bağlıyor ve her türlü içeriği üzerinde güzel taşıyor.
Eysean'ın da şu anda kullanmakta olduğu bu pembe ağırlıklı ve çoşkulu şablon, nasıl desem, kız blogları için oldukça ideal. Bloga ilk girişte ekranın büyük bir kısmını kaplayan görsel, sanki bir kapak görevi görüyor ve blogunuzu bir dergi tadıyla izlettiriyor.
Aslında renk bütünlüğü olarak bana hiç hitap etmeyen ve dalgalı tasarımıyla biraz göz yoran bu şablonu buraya koyma nedenim, artık birbirinin aynı, düz ve temiz tasarımlı yüzlerce şablondan sıyrılıyor olması. Belki aranızda hoşuna gidecekler vardır.
Özellikle teknoloji türünde bloglar tutuyorsanız, ancak sanki tüm teknoloji bloglarının aralarında sözleşmiş gibi aynı atmosferi soluyan bloglarda yayın yapıyor olmasından pek hazzetmiyor ve farklılık arıyorsanız, bence bu şablonu bir denemelisiniz.
Günlük ya da edebi denemeleriniz için daha iyi bir şablon düşünemiyorum. İçeriğinize göre şablonu biraz daha derleyip toplayarak sizi daha iyi yansıtmasını sağlarsanız bu şablondan memnun kalırsınız. Bunu daha önce hiçbir blogspot'ta görmemiştim.Etiketler: Blogal, Blogger, Blogger-Template, internet, Template, XML, XML-Template
Eminim hepimizin keşke benim de bir reyting cihazım olsa diye iç geçirdiği olmuştur. Yoksa aranızda Güzel ve Dahi yasaklandığı için kendini alkole verenler mi var? Gerçi internetin var olmasıyla birlikte hepimiz bilgisayarlara daldık, TV izlemek yerine Heroes indiriyoruz. Peki ya internetin reytingi neye göre belirleniyor diye hiç düşündünüz mü? Eğer Alexa'yı ilk defa duyuyorsanız, az sonra bir internet reyting cihazı sahibi olacağınızı müjdeliyorum. Bu dergi ağızlarının bana yakışmaması bir yana, önce Alexa hakkında biraz bilgi vereyim. Amazon tarafından biz daha kravatı düzgün bağlamadığımız için okul müdür yardımcısından azar işittiğimiz yıllarda satın alınan bir firma olan Alexa, internet kullanıcılarına dağıttığı bir araç ile takip ettiği sitelerin istatistiğini tutarak tıpkı TV programlarının izlenme oranı gibi bir değer biçiyor. Kullanımı giderek artan bu aracın ciddi bir alternatifi olmadığı için de reklamverenler tarafından dikkate alınan tek veri olarak göze çarpıyor. Bu çok mu önemli?
Okulum bitti, 2'ye geçtim. Bundan 2 sene önce de 2'ye gidiyordum. Anlayacağınız dostlar; demir attım yalnızlığa.. Akabinde 1 haftalık LOST arası verdim. Tam bir heyecan fırtınası! Hepinize tavsiye etmek isterdim, eğer izlememiş olsaydınız. Ancak görüyorum ki günümüzde herkes Lostie olmuş. Biz de aranızda saf saf The Others olarak gezinmekteymişiz de haberimiz yokmuş. Artık ben de hepiniz gibi Şubat'ı bekliyorum. Şubat dediğin öyle kolay gelen bir şey değil, daha çok var. Ben de bu arayı eskisi gibi blog yazarak geçirmeyi düşündüm. Böylece 5 aylık aranın ardından Tekmetokat geri dönmüş oldu. Yalnız ben cümle kurmayı unuttuğum için biraz zorlanmaktayım. Zamanla açılmayı umut ediyorum. Hem nasılsa kökü bende.. Gerçi zamanlama olarak pek doğru olduğunu söyleyemem, zira ne ben de yazma hırsı var ne de mevsimden ötürü insanların bir şey okuyacak hevesi. Üstelik 2 hafta sonra uzun bir tatil arası vermek zorunda kalacağım. Fakat LOST teorilerimi daha fazla içimde tutamazdım.. Buralar böyle hep spoiler dolacak! Şimdilik bu kadar.Etiketler: Blog, Blogal, Tekmetokat, tkmtkt
Yeni yıla yeni tasarımla gireceğimi söylemiştim ancak o zamanlar monitörümün bozulacağını bilmiyordum. Renk ayarlarım resmen sapıttı; örneğin sizin pembe gördüğünüzü ben kırmızı, sizin gri gördüğünüzü ben siyah görür oldum. Bu haldeyken bırak tasarım yapmayı, normal bir şekilde bilgisayarı bile kullanamıyordum. Artık beyaz bir sayfa üzerine siyah harflerle yazı yazmaktan başka bir işe yaramayan bu 7 senelik makine, ki CD yazıcı taktırmaktan başka hiçbir upgrade işlemi yaptırmadığımı özellikle belirtirim, daktilodan farksız hale gelmişti. Çok sinir bozucu günler geçirdim, çok. En nihayetinde yollarımızı ayırdık; şu anda yeni bilgisayarımdayım. Tabi iş işten geçti bir kere. Bir daha Aralık ayının 2. yarısı kadar boş kalacağımı sanmıyorum. Bu demek oluyor ki bir süre daha bu temayla devam etmekten başka çarem yok maalesef.Etiketler: Blog, Blogal, Tekmetokat, Tema, tkmtkt
İstersen sana hikayemi başından anlatayım. Uzun süredir internet kullanan bir insan olarak, artık işin eğlencesini çoktan geçmiş ve nasıl para kazanabilirim sorusunu kendime sormaya başlamıştım. İnternetten para kazanmanın türlü yolları vardı; bir MP3 portalı kurabilirdim, mesela bir Turkish Delights sitesi açabilirdim, ücretsiz sms diye milleti kandırabilir ya da emekçi forum gençliği arasındaki yerimi alabilirdim. Kotalı kullanıcılara özel, rapitsiz! Bu saydıklarımı yapanlar gerçekten para kazanıyor, üstelik düşündüğünden çok daha fazlasını. Ama başka türlü bir şeydi benim istediğim Erica, anlıyor musun? Yo hayır, onları küçümsediğimi asla düşünme! Ben bizzat onların, bir Metin Uca misali sisteme karşı olup da sistemin içinde yer almaktan başka çaresi olmayan garibanlar olduklarının farkındaydım. Ama insan bir kez olsun ideallerinden ödün vermeye başladı mı, gerisi geliyordu be Erica..
Sana şu kadarını söyleyeyim; fikirler icat edilmez, keşfedilir! O fikirler gözümüzün önünde durur, görmesini bilene. Nitekim öyle oldu. Aylar süren ne yapsam, ne yapsam çıkmazına bulduğum çözüm, yine aynı günlerde, canım sıkıldığı vakit Google Images'te arattığım bir anahtar kelimede gizliydi: iPhone. Sevgili Erica, ben bir Mac sahibi değildim belki ancak ciddi bir Apple hayranıydım. Ayrıca senelerdir dedikodusu yapılan iPhone isimli olası bir cep telefonu beklentisi içindeydim. Apple ürünleri şık tasarımlarıyla tanındığı içinse, bu olası ürünün en çok da dış görünüşünü merak ediyordum. Images aramaları sonucu ulaştığım iPhone konseptlerini gıptayla izlerdim hep. İşte yine bu olağan bir gıpta seansım esnası bir şimşek çaktı beynimde ve 4 saniye sonra gök gürültüsü duyuldu: Neden ben dünya üzerinde milyonlarca fanatiği olan hayali bir ürünün konseptlerinin sergilendiği bir site yapmıyorum?Etiketler: Blog, Blogal, Erica-Sadun, internet, iPhone, Konsept, Proje, SEO, TUAW
Orduların, her şey bir yana esas görevinin caydırmak olduğunu lise Milli Güvenlik dersinden hatırlarsınız. Evet; tasavvuru çok güç bunca para, bunca insan gücünün ilk görevi, yine bunca para ve insan gücüyle kurulmuş başka bir orduyu olası bir saldırıdan vazgeçirmek. İnsanın aklına, gece vakti karşısına çıkan tasmasız bir köpek yüzünden başka bir sokağa saparak yolunu uzatması geliyor. Halbuki kendisinden çekinilen köpeğin rahat pozisyonuna kıyarak hareketlenme sebebinin sizden korkması olduğunu bilmiyorsunuz. Birbirinden korkan iki canlı sırf bu yüzden kendilerini zora sokmayı seçiyor. Çünkü sokak köpeğini karşımıza çekip de ateşkes imzalamak mümkün değil. Peki ama söz konusu insanlar olunca? 5 yıllık blog geçmişi olan biri olarak söylüyorum ki; şimdi bir blog açarak alemlere akma isteğinizin hüsranla sonuçlanma ihtimali çok daha yüksek. Kahramanlar yüzyılda bir çıkar ve o yüzyılda kaç insanın kahraman olmak için yola çıktığının hesabı tutulmaz. Bu çıkmazdan nasıl kurtulacağımızı görmek için çok yazarlı blog (komün) mantığını kavramak gerekiyor.
Bir futbol takımı düşeyin, her bir oyuncunun performansını 100 üzerinden değerlendirelim. Sonuçta bu bir takım oyunu olduğu için, herhangi bir futbolcunun 100 performans göstermesi, arkadaşlarını da etkileyecek ve 80 performans göstereceği olan başka bir futbolcunun performansını dolaylı yoldan 40'a indirecektir. Diyelim ki ilk futbolcu 100 performans göstermek için 2 çalım attı ve öyle pas verdi. Öbür futbolcu aldığı pası o anki oyun konumundan ötürü iyi değerlendiremedi ve topu kaptırdı (40 performans). Toplamda 140 performans söz konusu. Oysa ilk futbolcu 90 performans göstererek ilk çalımın ardından pas verseydi, belki öbür futbolcu bu yeni oyun konumuna uyum sağlayacak ve topu kaptırmayarak 80 performans gösterecekti. Haliyle toplamda 170 performans söz konusu olacak ve takım adına daha makbule geçecekti. Oyun Teorisi diyor ki; siz bir takımın ferdiyseniz, takımın başarısı için takım adına elinizden gelenin en iyisini yapmalısınız. Futbolcunun elinden gelenin en iyisini yapmak 100 performans ise, takım adına elinden gelenin en iyisini yapması da 90 performans oluyor.Etiketler: 10marifet, 22dakika, 3ayak, Bildirgec, Blogal, Hafif, internet, John-Nash, Komunite, Makale, Nash-Dengesi, Oyun-Teorisi, Para-Kazanmak, Pilli-Network, Torpilli, Ucandaire, Yenimecra, Zamazing
ANADOLU LİSESİ
ARKA KOLTUK YALNIZI
EKVATOR
KONU MANKENİ
GÜNEŞ SAATİ
EYLÜLSÜN
Buraları sevgili günlüğe çevirmek gibi art niyetler gütmüyorum, valla bu son, bak bunu da içeyim bırakıyorum. Belki denk gelmişsinizdir; Kahperengi isminde taze bir şiir blogu açmıştım. Oldukça sıradan, hazır bir şablon giydirilmiş, hiçbir görsel materyal içermeyen kuru bir sayfaydı. Ama çok geçmeden, böyle basit bir blogu sindiremeyeceğimi anladım. Evvela kanat çırpan bir güvencin gif'i, sonra da şöyle en kırmızısından bir gül jpg'si koymayı düşündüm mısra aralarına. Neyse ki artık havalar serinlemişti ve bu türlü kendimi kaybedişler kısa süreli oluyordu. Tabi hala bir çıkış yolu bulamamıştım. Ya bu sevdayı kalbimden söküp atacak, ya da bundan 4 yıl kadar önce en taktir ettiğim tasarımcılardan biri olan Ozan Karakoç'un şu an ismini hatırlayamadığım bir sitesinden (Sketchic diyesim geliyor) gördüğüm ve o gün bugündür bir benzerini yapmayı planladığım çalışmaya koyulcaktım. Dünyanın en iyi müzik yapan grubu seçtiğim Enigma'nın albümlerini yeni baştan hatmettiğim bir gecenin ardından duyuruyorum ki, bunu yaptım. Fotoroman tadında oldu, ki bu sayede pek hazzetmediğim şiir havasından biraz sıyrılabildim. Bakalım beğenecek misiniz, yorumlarınızı merak ediyorum. Hazır şiirlerden söz açılmışken, Musibako'nun blogundan şair Emin Akdamar'ın hayatını kaybettiğini öğrendim. Açıkçası kendisini çok tanımıyorum, arada bir bloguna uğrardım o kadar. Şimdiyse oranın sahipsiz kaldığını düşünmek içimi ürpertiyor. Belki abesle iştigal olacak ama Kahperengi'yi kendisine ithaf etmek istiyorum. Söyleyeceklerim bu kadar..Etiketler: Blog, Blogal, diger, Emin-Akdamar, Guncel, Kahperengi, Siir
Yaklaşık 1 hafta önce geri dönmüş olmama rağmen, Eylül'e kadar yeni yazı eklemeyi düşünmüyordum. Çünkü giderken yazdığım yazıdaki altyapıdan kastım Wordpress'ti. Sunduğu olanaklara artık karşı gelemiyor ve emektar Blogger'dan gün geçtikçe biraz daha vazgeçiyordum. Döner dönmez ilk iş, Eroy'la Moda hasreti giderdim ve WP'ye taşınma işlemlerine yavaş yavaş başladım. Zaten internette sayısız from wordpress to blogger dökümanı bulunduğu ve hatta kurnaz WP içinde blogger import özelliği olduğu için, işim çok kolaydı. Yine de acele etmiyor, eski işleyişi oturtmak için titiz çalışıyordum. Şimdi gelelim, hep filmlerde görmeye alışkın olduğumuz ve zerre abartmadığım olaya. Çok yol katettiğim bir gece, kritik bir işlemin hemen öncesi, sebebini bilmediğim bir şekilde Blogger Buzz'a bakasım geldi. Kurgu olduğunu düşünmeyin diye, geri dönüşü olmayan bir tuşa basmaktan son anda vazgeçtiğimi söylemiyorum bile. Ekleneli 1 saat dahi olmamış son Buzz yazısı, Blogger'ın yeni versiyona geçtiğini müjdeliyordu. Derhal yeni özellikleri denedim ve eksiklerimi karşıladığını gördüm. Bu, en az birkaç sene daha Blogger'da konaklayacağım anlamına geliyordu. Sonra WP'yi veritabanımdan sildim. Alnımıza Blogger yazılmış arkadaş!
Ben internetin olmadığı bir yere gidiyorum. Gerçi kesin vardır orda da internet ama bilgisayar yok. Kendi bilgisayarımı götürsem, olmaz. Bu internet dediğimiz öyle çekyat gibi pratik bir şey değil. Gittiğim yere Adsl hattı çektirecek halim de yok. Zaten böyle bir derdim de yok. Kafamı dinlemeye gidiyorum. Laf olsun diye söylemiyorum, cidden dinleyeceğim. Hep duyuyorum, insanlar kafalarını dinlemeye gidiyor. Daha önce hiç yapmadım bunu. Birkaç kez denedim belki ama sıkıldım. Bu defa kararlıyım, 1 ay kadar burada olmayacağım. İnsan heyecanlanmıyor değil. Ben döndüğümde kaç yeni albüm çıkmış olacak, kaç yeni film vizyona girecek. Hiç umrumuzda olmayan bir katliamda kaç insan daha ölecek. Neyse, kısacası Tekmetokat test yayını burada sona ermiş bulunuyor. Aşağıya, 6 ay boyunca yazdığım yazılardan en sevdiklerimi derledim. Kaçırdıklarınız varsa yeni yazı niyetine okursunuz belki. Eylül gelmeden, yeni altyapı ve daha yoğun bir içerikle kaldığım yerden devam edeceğim. Görüşmek üzere.Etiketler: Arsiv, Best-Of, Blogal, Icerik, Tatil, Tekmetokat, tkmtkt
Çok beğenildiği için çilesini çekilen Google Anahtar Kelime Şenliği'ne bir kez daha hoş geldiniz! Dikkat ederseniz devamı değil, çilesi dedim. Çünkü artık bu tam bir işkenceye dönüştü. Bir önceki şenliğimizden bu yana geçen 27 günlük süreçte tam olarak 2569 internet kullacısı, arama motorları aracılığıyla bu bloga ulaşmış. Hesap makineniz varsa bölün bunu güne, ortalama 95 ediyor. Aslında 95.1 diye uzayıp gidiyor, işte ben bunu anlamıyorum. Bir insan nasıl kendi içinde 10'a ayrılır, sanki İspanyolca'nın konuşulduğu ülkeler kategorisi! Kısacası kankalar, istatistiğimi tutan servisler bu yüzden gereksiz yere şişiyor ve ben takip etmekte zorlanıyorum. Hayır, gelenler amacına ulaşabilmiş olsa hiç dert değil. Aşağıda göreceğiniz gibi tam bir ünlüler çiftliği. Zaten bu ay yüksek olasılıkla şenliğimizin sezon final bölümündeyiz. Çünkü diğer aya blogu asıl adresi olan tekmetokat.org'a taşıyacağım ve sonrasında Pagerank'ım sıfırlanacağı için eskisi kadar arama motorundan ziyaretçi gelmeyecek (Pagerank hakkında detaylı bilgi için 1. şenliğe, arama motorlarının Blogger sayfalarını nasıl da hunharca indekslediği hakkında fikir sahibi olmak içinse 2. şenliğe bakabilirsiniz). Böylece asıl takipçi profilimi öğrenmem daha kolay olacak. Şirket olmak kolay değil tabi, profil şart.Etiketler: Anahtar-Kelime, Blogal, Google, Keywords, Pagerank, SEO, tkmtkt
Arama motorları, internet üzerinde işlem gören sayısız web sayfasını bünyelerine katarak, kullanıcılarının ilgilendikleri içeriğe kolayca ulaşmaları açısından çok önemli bir görev üstleniyor. İlgilendiğiniz konuyu bir anlamda özetleyen anahtar kelimeleri bu arama motorlarına girerek, o kelimelerin geçtiği bütün sayfaları ardı arkasına listeleyebiliyorsunuz. Mesela Blogger'da barınan bir blogun 3 çeşit sayfası vardır: Son birkaç yazının sergilendiği anasayfa, belli bir tarih aralığında yazılmış tüm yazıları bulunduran arşiv sayfaları ve tek bir yazı ile o yazıya eklenmiş bütün yorumları içeren tekil sayfalar. Bunun altını çiziyorum, çünkü özellikle arşiv sayfaları birbirinden alakasız onlarca yazı içerebiliyor. Hal böyle olunca, sizin girdiğiniz anahtar kelimeler benim çeşitli yazılarıma dağılmış bir şekilde bulunabiliyor ve arama motoru beyinsiz olduğu için beni listelediği halde aramanız sonuçsuz kalıyor. İşte biz de Tekmetokat ekibi olarak (editöründen çaycısına 246 kişiyiz) bunu bir oyuna çevirelim dedik. Bir yazı içindeki bazı kelimeleri cımbızlayıp bir araya getirdiğinizde yazıyla alakasız bambaşka bir cümle meydana getirmece gibi, gibisi fazla.Etiketler: Anahtar-Kelime, Blogal, Blogger, Google, Keywords, Performancing, SEO, tkmtkt
Belki de bu blog içerisindeki en keyifli yazıyı okumaya başladınız. Bilmeyen için söylüyorum; Pagerank denilen şey, Google tarafından her internet sitesine 10 üzerinden verilen bir puandır. Bu puanın yüksek olması, Google ile yapılan aramalarda sitenizin daha üst sıralarda yer alması gibi pek çok fayda sağlar. Bu puan, sitenizin güncellenme sıklığı, ne kadar süredir yayında bulunduğu, tasarım ve kodlamasının web standartlarına olan uyumu ve benzeri birçok kriterler göz önünde bulundurularak verilir. Performancing ise, son zamanlarda bayılarak kullandığım ücretsiz bir site sayaç sistemidir. Kullanıcı dostu arayüzü ve işlevselliğiyle beni mest etmekte, bloguma yapılmış herbir ziyareti en ince ayrıntısına kadar bana rapor etmektedir. Peki nedir Pagerank ile Performancing arasındaki ilişki? Efendim, Tekmetokat'ın puanı 4'e çıktığından bu yana, Google arama motoruyla siteme ulaşmış internet kullanıcılarında adeta bir patlamadır sürüp gidiyor. Hangi kelimeler ile bloguma gelindiğini de Performancing bana söylüyor. Öyle komik anahtar sözcüklerle gelinmiş ki, şöyle bir top 10 listesi hazırlamamak olmazdı. Aşağıda, Nisan ayı başından bugüne kadar yapılmış aramalar ve nacizane yorumlarım bulunuyor. Üzerinde hiçbir oynama, düzeltme yoktur. Aynen kopyalıyorum: