Bunları biliyor muydunuz?
- Klavyenizin F1 tuşuna basınca çalan müziğin hemen hemen hergün değiştiğini;
- Her birinde 20'şer post bulunan arşiv sayfalarına sağ tıklayarak ulaşabileceğinizi;
- Kutuları farenizle tutup çekerek hayalinizdeki Tekmetokat'ı yaratabileceğinizi;
- Yazıları okumakta zorlananların mouse ile üzerine gelip yazı rengini açabildiğini;
- Buraya çift tıklayınca arşivden rastgele bir yazı görüntüleyebileceğinizi..

Dancer In The Dark'ı izlerken karı gibi ağladım. Evet, fakat bunun yanı sıra yaptığım bişey daha vardı; o da bir şeyi fark etmekti ve fark ettiğim şey de şuydu: Hayat da biraz böyle değil midir? Bunu filmin çekiliş üslubu için söyledim. Sanki böyle el kamerasıyla çekilmiş. Oyunculuklarda tiyatral özen yok. Olaylar zinciri bölük pörçük. Öyle alışmışız ki filmlerde her şeye hakim olmaya, kusursuz sinematografiyle her şeyi bir Tanrı gibi görmeye ve hiçbir şeyin havada kalmamasına. Ananelerin kaç kız kaç gibi komutlar vermesi de bu yüzden. İşte DITD'ın yönetmeninin icat ettiği Dogma95 adlı bir anti Hollywood akımı varmış meğer. Filmler dekorsuz, omuz üstü kameralarla çekilmeli, kaynağı belirsiz müzik olmamalı gibi kurallar içeren. DITD bi müzikal olduğu için bu kalıpları tam olarak yansıtmasa da, filmden çok, gizli kamerada küçük kız çocuğunu döven güvenlik görevlisi görüntülerini izliyormuş gibi çaresiz hissettim. Hem, her küçük tatlı kız çocuğu biraz da Björk değil midir zaten? Evde 1 tane beslemek istiyorum.Etiketler: ikinci